Cuma, Mart 06, 2009

yagmuru kim dokuyor?

unzile insan dolu on kardes besi olu
buyudukce un ufak ve gelirde gorucu
inci gibi disi gorucu bilir isi
sogudum aglar gider gun olur hatun kisi
varmadan sekizine ergin oldu unzile
hem cocuk hemde kadin oniki sinde ana
bir gul gibi al ve narin bir su gibi saydam ve sakin
susar kadin unzile
yagmuru kim dokuyor unzile kac koyun ediyor
dayaktan uslanali hic birsey sormuyor....
korkar durur gitmez koyun en son citine
inanir o sinirda dunyanin bittigine
unzile insan dolu bilinmez nelere gebe
sirlarin mihnetini yuklenipde beline

Çarşamba, Ocak 07, 2009

Yalnızlık..

Hiç bilmezdim bilemezdim ki ben yokken nasıldı dünya. Kumsal ve deniz, yollar ve ağaçlar yine bu kadar güzel miydi? Yine bu kadar güzel, yine bu kadar yalnız. Henüz küçük bir çocukken başladım boyumdan büyük hayaller kurmaya. Küçük bir camdan seyrederdim dünyayı. Hayat öyle saf öyle güzeldi ki gülmeyi öğrendim önce ve sonra güvenmeyi o bir dostun ellerine. Gençken patlamaya hazır bir volkan gibiydi yüreğim, her şeyi yapabilir her yerde olabilirdim. Ask bile henüz korkutmuyordu benliğimi sevebilir sevişebilirdim yüreğimi kilitlediğim bir çift gözle bile. Çünkü öğrenmiştim sevdiğimi çok sevmeyi, kendimden bile.
Ama sonra arkası gelmez nefretler sardı her bir yanımı. Hata nerdeydi ya da kimdeydi bilemedik, sonrası bitmek bilmez koca bir bulanıklık. Damda gibi ortasındaydım ömrün ve her başlangıç ayni sona sürüklüyordu çaresizce beni. Kaçtım uzun zamanlar her şeyden, herkesten, her yerden. Yıllar sonra buldum yorgun bedenimi bir kösede öylece duruyordu yalnızdı, yapayalnız. Her gece yalnız uyuyor, her sabaha yalnız uyanıyordum artik, anladım ki hayat koca bir yalnızlık ve herkes başladığı yalnızlıkla kaybolup gidiyor. Ya da bir şairin dediği gibi “hersey başladığı noktada son bulur” tıpkı benim gibi, tıpkı benim hikayem gibi…